www.boyut.com.tr  15/3/2010   Toplam Okuyucu: 36382254 |  Bugünkü Okuyucu: 9881 | On-Line: 113 |  Son Güncelleme: 12:43
 
   
 
• Favorilerime Ekle
• Turizmde Kim Kimdir?
reklam
Google
turizmdebusabah
Web
Sabiha Paktuna Keskin
Otel Rezervasyonu

<<< TURİZMDEBUSABAH.COM ANA SAYFA  
Yazıcıya Gönder    Haberi Gönder Yorum Yaz
HABERİ PAYLAŞ
Bahattin Yücel 
5.2.2010 09:18

Turizm Birliği

Yıllar düşündüğümüzden daha hızlı geçiyor. Bir zamanların vazgeçilmez sandığımız önceliklerini hatırlamakta çoğu kez zorlanıyoruz. Ya da zamanla birlikte öncelikleri yitiyor, silinip gidiyorlar. Türkiye'nin Özal'lı yıllarının başlarında turizm sezonu açılışı için İzmir'e gittimizi anımsıyorum. Antalya'nın yatak sayısının çok yetersiz olduğu günlerdi.


Büyük olasılıkla 1984 –belki 1985- yılı Nisan ayında Başbakan'ı (Özal) İzmir'e gelerek Turizm Sezonu açılışını yapmaya ikna etmiştik. Söz vermesine karşın son ana kadar iptal edilebilir heyecanı içinde gelişi bekleniyordu.
Henüz temeli atılacak ya da açılışı yapılacak tesis de yoktu İzmir'de.

Özal beklendiği gibi Çiğli'ye indi.

Tek başına iktidarının ilk yılının keyfini sürdüğü her halinden belliydi. Doğruca Alsancak Meydanı'na geçildi. Bir döneme simgesini vuran tenteli "şeref tribünü", tahta basamaklara dizilmiş tek tip sandalyeler ve öndeki sıranın tam ortasında Başbakan ve eşi için bekletilen iki irice koltuktan oluşuyordu. Bir de iki koltuğun tam ortasında duran emanet cam sehpa.

Başbakan ve Turizm Bakanı sevgili Mükerrem Taşcıoğlu, İzmir Milletvekilleri, İzmir Belediye Başkanı Burhan Özfatura ve dönemin İzmir Valisi şimdiki Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül yerlerini aldılar.

Alışıldık sahneler yinelendi.

İstiklal Marşı ve saygı duruşunun ardından Halk Oyunları oynandı, birkaç gösteri yapıldı ve Belediye Başkanı ile Validen sonra Turizm Bakanı'nın konuşmaları. Doğal olarak sıra Özal'a gelmişti. Yatırımların gerekliliğinden, turizmin Türkiye'yi dünyaya açacağından söz ederken, aniden aklına gelmiş gibi Türk'lerin yurt dışına çıkışlarını engelleyen uygulamaya hemen son verdiklerini anlattı.

Turizm sektörünün başta gelen önceliklerinden biri de, üç yılda sadece bir kez yurtdışına çıkışa izin veren yasakçı uygulamanın kaldırılmasıydı. Çok uğraştığımız bu yasağın sona erişine sevindiğimi hatırlıyorum.

Aslında bizden önce turizme yön verenlerin paradigmaları değişiyor, turizmi tek yanlı döviz getiren bir etkinlik olan görüş terk ediliyordu.Doğal olarak sevinçliydim.
Birdenbire meydanda kurulu kürsüden "Rahat , Hazır ol" komutunun verildiği işitildi. Alsancak Meydanı'nı dolduran okullar, halkoyunu ekipleri bu komutla toparlandılar. Belediye Bandosu'nun çaldığı marş eşliğinde bulunduğumuz tribünün önünde resmi geçit başladı.

Kordon'da ilkbahar güneşinin etkisiyle kendilerinden geçmiş çocuklar, tören adımı atmaya çalışan başlarındaki öğretmenlerini taklid ederek, tribünü selamlamaya başladılar.

Özal ayağa kalkınca herkes onun izledi. Garip bir manzara oluşmuştu. Bir yanda turizm, dünyaya açılma gibi sözcükler, öte yanda marşlar eşliğinde yürüyerek, büyük şefi selamladıkları izlenimi uyandıran ilkokul çocukları, halkoyunu ekipleri peşpeşe önümüzden geçiyorlardı.

Tablo törenin sonlarına doğru daha da ilginç bir görünüm aldı. Yürüyenlerin adımları giderek sertleşirken, yüz ifadeleri ciddileşiyordu.

Okulların geçişi biterken, plastik miğferleri, beyaz getrleriyle asker taklidi yapıyormuş izlenimi uyandıran Belediye Zabıtaları'nın geçişleri başladı.

İşlerini ciddiye aldıkları ilk bakışta anlaşılıyordu. Başlarındaki amirlerinin komutu meydandakilerin ilgisini çekecek kadar sertti. "Tören adımı, marş marş". Zabıtalar bu komutla adımlarını kaz adımlarına benzer biçimde atmaya başladılar. Bir yandan bando İzmir Marşı'nı çalıyor öte yanda adımlarını uydurmakta güçlük çeken yürüyüş kolu, tribünün önüne gelirken "dikkat sağa bak" komutuyla selam vermeye çalışıyordu.

Turizm ile militarizm arasında zıtlık ilişkisi belki kurulabilirdi. Ama turizm sezonu açılışında askeri düzende tören yapmak ancak bize özgü ve komik bir yaklaşımdı.
Anlattıklarım neredeyse göz açıp kapanıncaya kadar geçen bir sürede gerçekleşmişti. Ortadaki garipliği ilk farkeden Özal oldu. Yanındaki Belediye Başkanı'na dönerek, "Bu da nereden çıktı" dedi.

Artık turizm sezonu açılışı yapılmıyor. Çeyrek yüzyıl önce gerçekleşen bir töreni bugün anlatmanın ne alemi var? Sorusu akıllara gelebilir.

Sektör kamuoyuna pek yansıtılmasa da; son günlerde yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalışıldığına ilişkin bilgiler geliyor.

Çok sayıda meslek kuruluşunun bulunması, güçleri bölüyormuş ta hepsini tek çatı altında toplayarak, bir anlamda Türkiye Turizm Birliği adlı bir örgütün kurulması gerekliymiş gibi haberler dolaşıyor.

Sivil örgütlenmelerin temeli konuyla ilgili –mümkünse- herkesin görüşlerini dikkate alan, demokratik kurallarla atılır.

Demokrasinin özü bilgilendirme ve tartışmalarla en doğruyu bulmaktır.

"Oldu bitti" yaklaşımı ise yukarıda anlattığım, "zabıtanın kaz adımı" attığı kutlamaya dönüşür. Bu türün çok örneği var ama hiçbirisi bugüne kadar sektörün yararına sonuç vermedi. Bizden söylemesi...



Okuyucu Yorumları
 murat birecik6.2.2010 - 09:50
 ''Doğal olarak bu denli iyi performans gösteren bir ülkede; işyerlerini kapatan esnafa, borçlarını ödeyemeyen turizmcilere, başarısızlıklarının kendi kusurlarından kaynaklandığını kabul ettirmek, biraz zaman alacaktır'' saptaması, sayın bakanın doğru bir yaklaşımı...bizlere, assets/liabilities'i aktif/pasif diye yutturan aaron feller'e de buradan selamlar... saygılarımla ...murat birecik